Google+ Followers

2 Mayıs 2011 Pazartesi

Xbox 360 3 Kırmızı Işık Sorununun Çözüm Yolu

Merhaba sevgili okuyucular.

Yeni çıkan Slim modellerden önceki tüm Xbox 360 modellerinin korkulu rüyası olan 3 Kırmızı ışık arızası daha önce benim de başıma gelmişti ve Türkiye'de bu cihazın resmi satışı yapılmadığından ve garantisi olmadığından küçük bir araştırma yapıp kendim tamir etmeyi denemiş ve başarılı olmuştum.

Bu araştırma safhasında edindiğim bilgileri 30 sayfalık bir PDF kitapçığa dönüştürüp internet üzerinden bu sorunu yaşayan bir çok konsol sahibine satmıştım. Satın alıp deneyenlerin olumlu tepkileri ve teşekkürleri beni mutlu etmişti. Hatta hafta sonlarında boş vakitlerimde İzmir'de yaşayan iki Xbox sahibinin konsollarını da aynı yöntemle tamir etmiştim.

Şimdi bu kitapçığı, hala eski kasa Xbox 360 konsol sahibi olan ve bu sorunu yaşayan ya da yaşamaktan korkan tüm okuyucularımıza ücretsiz olarak veriyorum. Umarım ihtiyacınız olmaz ama olursa da tamirat konusunda iyi şanslar.

Kitapçıkla ilgilenen izleyiciler yorumda bunu belirtirlerse kendilerine kitapçığın son versiyonunu gönderebilirim.

1.93 MB boyutunda Pdf dosyasıdır. 30 sayfadır ve 40 adet renkli fotoğraf ve şema içermektedir.

Not: İnternette bir arama yaparsanız bu konuda bir çok forumda yazı ve videolar olduğunu göreceksiniz ancak sizi uyarmalıyım ki bu videoların bir çoğu , cihazınızın tamiri imkansız şekilde arızalanmasına yol açabilecek tarzda hatalı ve eksik bilgi içermekte. Çok doğru yöntemleri gösterenler ise sizin iyi bir ön bilgiye ya da tecrübeye sahip olduğunuzu varsayıp bazı adımları yeterince açıklamamakta ya da tamamen es geçmektedir.
Örneğin reballing denen bir tekniğin anlatıldığı videolarda hiç bir ayrıntı verilmediği gibi bu tekniği uygulamak içim gerekli olan pahalı cihazların ve kullanmak için gerekli bilgi ve tecrübenin bizlerde olması beklenemez. Bu teknik doğru uygulanırsa oldukça iyi sonuç verir ama yapan güvenilir bir elektronikçi bulmanız gerekir ve masraflıdır.
Benim anlattığım yöntem için elinizde 3-5 TLlik bir tornavida seti, pense veya ingiliz anahtarı, yine 3-5 TLlik bir kaç cıvata, 15-20 TLlik soğutucu macun gereklidir. Bunlardan macun ve tornavida setini sadece bu tamirat için kullanmayacaksınız o yüzden maliyeti oldukça düşüktür (en fazla 30-40 TL). Bir de ikinci bir yöntem anlatıyorum ki onun için ise matkap olması gereklidir.
Ayrıca benim hazırladığım kitapçık eline hiç tornavida almamış kişilere hitap edecek şekilde hazırlandı. Yani bir nevi Xbox 360 RROD Repair for Dummies gibi. :)

29 Nisan 2011 Cuma

YAKUZA ne demek?

Kendi parmaklarını kesmeleri ve vücutlarını kaplayan abartılı dövmeleriyle meşhur Japon yeraltı örgütü Yakuza'nın ismini nereden aldığını hiç merak ettiniz mi?




Bu örgütle ilgili bir çok şey popüler kültürde önemli yer bulmuş olmasına karşın kökenleri ve isminin anlamı konusunda bir çok kişinin yanlış bilgilere sahip olduğunu farkettim. Yeni nesil, Yakuza kelimesini PC oyunlarından veya Xbox 360, PS3 ve Wii gibi oyun konsollarındaki aynı isimli oyun serisinden öğrenmiş oluyor çoğunlukla, orta yaş grubu ve üzerindekiler ise polisiye macera ve suç filmlerinden aşina bu örgüte.

Bir radyo programının canlı yayınına  bağlanarak Yakuza kelimesinin kökenini sorduğumda sunuculardan biri örgütün adının yak ve uza kelimelerinin birleşiminden oluştuğunu söyledi esprili bir şekilde. Aslında kulağa çok uygun bir cevapmış gibi geliyor. Neden olmasın. Belki de kökeni Türkçe'dir. Bu arada doğru yanıtı bilemediler ve ben de ufak bir hediye kazandım o yarışmada.

Yakuza gerçekten de bileşik bir kelime. Ya, ku ve sa kelimelerinin bileşiminden oluşuyor. Zamanla sa kısmı za olarak telaffuz edilmeye başlanılmış.

Bu kelimelerin Türkçe anlamları şöyle; ya sekiz, ku dokuz, sa ise üç demek. Peki bu sayılar ne anlama geliyor. Öncelikle Uzakdoğu'da sayılarla ilgili sembolizmin önemli olduğunu ve özellikle Çin'in meşhur Triad örgütünün üyelerinin farklı görevlere göre farklı sayılarla temsil edildiğini hatırlatayım. Örgütün tarihçesinden biraz bahsedersek isminin anlamı daha kolay kavranabilir.

Feodal Japonya'da efendilerine bağlılıklarıyla bilinen Samuraylar toplumda oldukça saygın yeri olan ve korku duyulan insanlardı. Katana denilen özel kılıcı taşıma hakkı olan, iyi para kazanmışsa güzel bir zırha ve ata da sahip olabilen bu savaşçılar çiftçiler karşısında tartışmasız üst sınıfa aitlerdi.

Zamanla feodal düzen değişmeye başladı ve samuraylar artık hizmetlerini sunacak efendileri bulamaz hale geldiler. 17. yüzyılın başlarına gelindiğinde neredeyse 500.000 samuray işsiz kalmıştı. Hatamoto-yakko (Şogun'un hizmetkarları) diye anılan samuraylar varoluş amaçlarını kaybetmiş ve başka bir meslekten anlamayan kişilerdi. Tokugawa dönemindeki barış onların büyük kısmını birer Ronin'e (Dalga adam- efendisiz samuray) dönüşmek zorunda bırakmıştı.

Bunların bir kısmı kabuki-mono (çılgın) diye isimlendirilen egzantrik serserilere dönüştü. Yerel halka kötü davranan, hatta yan baktı diye insanları katanayla biçen bu grup çoğu kişi itarafından Yakuza'nın ilk hali sanılır ancak gerçek çok farklıdır.

Hatamoto-yakko da dense kabuki-mono'da bu kaba saba ve acımasız topluluk karşısında halkın kendisini korumak için bir yöntem bulması gerekiyordu. İşte bu dönemde devreye machi-yakko'lar (halkın hizmetkarları) denilen topluluk girdi.

Bunlar sıradan insanlardan oluşuyorlardı. Katipler, dükkan sahipleri, işçiler, hancılar, işsiz güçsüz roninler. Ancak bu grubun üyelerinin ortak bir özelliği vardı; Hepsi de tecrübeli kumarbazlardı ve bu durum onların aynen bugünkü Yakuza'da olduğu gibi kendi aralarında ve liderleriyle yakın bir ilişki ağı örmelerine yardımcı olan bir ögeydi. Bu kişiler köyleri ve şehirleri hatamoto-yakko'dan korumak için silahlandılar ve bugün en çok korkulan ve merak edilen gizli örgütlerden biri olan Yakuza'nın temelleri böylece atılmış oldu.

En çok sevdikleri oyun ise üç kartla oynanan hanafuda (çiçekli kart) denilen oyundu. Bu oyunda en kötü el 20 puanlık eldi ve 8, 9 ve 3 saylıarının toplamı da 20 ettiğinden kendilerinin toplumda en aşağıda ve en şanssız grup olduklarını ifade etmek için bu ismi seçtiler.
İşte, büyük paralar, acımasız çeteler ve vücutları baştan başa dövmeli esrarengiz mafya üyelerini çağrıştıran bu ismin gerçek kökleri böyle.



Bu arada, video oyunları ve konsolları üreten ünlü Nintendo firmasının 1889 yılında el yapımı hanafuda kartları üreterek hayatına başladığını da bir not olarak ileteyim.

Kılık Değiştirme Uzmanları

Nefret maillerine dikkat.


Bilmem sizlerin de dikkatini çekti mi. Bir dönem çok moda olan, bağnazlık ve korku tacirliği yapan iletilerde son dönemde yine artış var.
Bunun kimler tarafından yapıldığı , ne derece planlı, örgütlü bir çaba olduğu ya da neden belli dönemlerde arttığı bizleri aşar. Sosyologlar ve tarihbilimciler bu konuda fikirlerini yürütedursunlar biz bu çirkin iletilerden bir örneği inceleyip bağnazlığa karşı uyanıklığımızı arttırmaya çalışacağız.

Propaganda ve nefret mailleri (artık sosyal medyada bunlar mail değil de başka isimler alsa da) çok farklı kılıklarla karşımıza çıkabiliyor ancak biraz incelendiğinde ister basit bir metin ister bir slayt sunusu hatta bir video olarak hazırlanmış olsun bunların ortak bir hedefe yönelik olduğu görülebiliyor ; Bir toplum kesimini, siyasi düşünceyi, inancı, milleti, ırkı hatta bazen belli sermaye grupları ve/veya şirketleri hedef alan ve karalama, zan altında bırakma, güvensizlik yaratma, tahammül etme ve beraber yaşama istencimizi zedeleme, korkuyu körükleyip hoşgörüyü ve sempatiyi törpüleme şeklinde değerlendirilebilecek bir hedef.

Bildiğiniz gibi sevmek tanımak ve bilmekle başlar, şiddet ise bilmemek ve korkunun sonucudur.

Geçen dönemin en acı olaylarından birisi olan büyük Japonya depremi ve tsunamisinin ardından tam da bu millete ,tüm farklılıklarımıza ve aradaki mesafeye rağmen, acıma, sempati ve deprem sonrası olgun duruşları nedeniyle saygımız artmışken bu tarz bağnaz iletilerin Japon karşıtı versiyonlarını görmek düşündürücü.

Sizlere ünlü bir sosyal ağ sitesinde paylaşılan bir sunuyu örnek olarak vermek istiyorum.

Başlığında "9.0 az bile. İşte bu yüzden deprem olmuş." gibi bir ifadenin yer aldığı videoda Japonya'da bebek ve cenin yemenin çok moda olduğu, lüks lokantalarda isteyenlere bebek yemeklerinin servis edildiği, hastaneler ve bakımevlerinden filanca yen karşılığında cenin ve hatta bebek alınabildiği gibi yazıların yanısıra son derece sevimsiz ve rahatsız edici fotoğraflarla bahsi geçen türde bir yemeğin hazırlanışı ve yenilişi gösteriliyor.

Burada videoyu ya da fotoğrafları paylaşmıyorum. Merak eden olursa internette bir aramayla hemen ulaşabilir.

Bu videonun veya videoyu hazırlarken kullanılan fotoğrafların sayısız forumda da paylaşıldığını ve son derece ırkçı ifadelerle sunulduğunu da gördüm.

Sosyal ağda ise sunuya gelen tepkilerin çoğu inanamama ve büyük hiddet içeren şekildeydi.

Gerçekten de o görüntülerden etkilenmemek elde değildi. İnsanlar, "bu gerçek olamaz ama gerçekse beter olsunlar" benzeri tepkiler veriyordu çoğunlukla.

İşin aslı ise şöyle. Çin'li bir sanatçı olan Zhu Yu'nun Şangay sanat festivalinde 2000 yılında sergilediği "Eating People" (Türkçesi İnsanları Yemek) isimli fotoğraf çalışması bir çok galeride sergilenmezken İngiltere'de Channel 4 isimli TV kanalında Modern Çin Sanatı konulu bir belgeselde 2001 yılında yayınlandıktan sonra internette Japon ve Çin karşıtı propagandanın malzemesi olarak kullanılmaya başlanır.

Bizde de depremden önce bazen Çinlileri bazen Japonları hedef alan bir malzeme olarak çeşitli forumlarda kullanılır. Hatta bazı siyasi ve dini içerikli tartışmaların olduğu forumlarda Çinlilerin düşmanları Türk'lerin çocuklarını da yedikleri belirtilir bu fotoğrafların altında. "Çekik gözlü",  "paytak yürüyen", ve "dinsiz imansız" gibi tabirler de gırla gider bu arada...

Bir çok yerde komünist rejimin bebek yemeği yasal hale getirdiğinden dem vurulur.

Sonuçta yüzbinlerce kişi de sormadan, araştırmadan, sorgulamadan bu tuzağa düşer..

Düşer de ne mi olur?

İnsanlığı ve vicdanı zayıflar. Yabancı korkusu onu sevgiye değil nefrete ve şiddete götürür.

Deprem ve tsunaminin Tanrı'nın verdiği bir ceza olduğunu düşündürerek merhamet duyguları törpülenir insanların.

Zamanında bazı zevzekler kendi memleketimizde olan depremden sonra da benzer iğrençlikte tepkiler vermişlerdi hatırlarsanız.

Onlar bebek yiyor, ötekiler müslüman değil, şunlar komünist, bunların gözleri çekik vs. vs.

O zaman acımayın. Yardım etmeyin. Zaten başlarına geleni fazlasıyla haketmişler.

Deprem sonrası çekilen bir kaç fotoğrafla başbaşa bırakayım sizleri ve başka da bir şey demeyeyim en iyisi...






28 Nisan 2011 Perşembe

Uzaylıların Dönüşü


Farkında mısınız? Son bir kaç yıldır sinemalarda uzaylı istilası konulu filmlerde bir patlama yaşanıyor. Acaba neden?

Bu konuda aklıma gelenleri paylaşmak istedim.

Öncelikle şunu hatırlamakta fayda var; sinema izleyicisi bir düşmana, kötü adama ihtiyaç duyar. Beyazperdeye yansıyan somut bir düşman görmek ister. Zaten sinemada hemen her şeyi anlatmak için somut görsel ögeler kullanılmasi doğaldır. Sözle anlatılan tehditlerin ete kemiğe bürünmüş haline ihtiyaç duyar izleyici.

Peki Türkiye dahil Dünyanın büyük kesiminde en yaygın olarak izlenen Amerikan sineması izleyicinin önüne pataklanmak için bir Rus ya da Çinli koyabilir mi artık? Onu da geçelim, soğuk savaş sonrası moda olan Latin Amerika'lı ya da Ortadoğu'lu diktatör generaller izleyiciyi keser mi? Hiç sanmam...

İzleyicinin olumsuz duygularını yansıtacağı ve suçluluk hissetmeden şiddete maruz bırakılabilecek kötü adam bulmak zor artık. Üstelik Dünya'da işlerin yolunda gitmediği de ortada. E biz kimi suçlayacağız şimdi? Kime yansıtacağız günahlarımızın sorumluluğunu?
Bir kaç yapımcı yine kadim düşman Şeytan ve düşmüş meleklere yöneldiyse de karşısında tüm halklar ve inanç gruplarının birleşebileceği ortak düşman için uzaylılar daha uygun görünüyor.

Bu kötü uzaylılarla savaşırken de doğal olarak en yüksek teknoloji, en güçlü silahlarla donanmış orduya sahip Amerika Birleşik Devletleri de lider konumunda olacak.

Uzak doğu sineması her türlü canavar ve uzaylıyı metafor olarak kullanırken Hollywood savaş filmlerindeki cesaret, vatanseverlik (gezegenseverlik), fedakarlık gibi olumlu değerleri uzaylılarla savaşan topluluğa uyarlayıp Amerikan değerlerine bağlı tüm halkların doğal lideri ve kurtarıcısı bir Dünya Devleti olarak Amerika Birleşik Devletleri ve ordusunu yerleştiriyor.

Tabii bir de bu uzaylıların bilinçaltımıza yönelik temsil ettiği toplumlar, inanç sistemleri -ister bilinçli yerleştirilmiş ister senaristin bilinçaltını yansıtıyor olsun- ayrı bir tartışma konusu.
Ne dersiniz?